4 Ocak 2013 Cuma

Networking Like A (Çok Afedersiniz) Mofo


Geçtiğimiz ay bir etkinlikten diğerine sürüklendim durdum, enerjim tükendi, hayattan soğudum. Öncelikle Mart 2012’ye dönelim. Uzun süredir yapılması gereken bütün dolgularım birkaç seansta yapıldıktan sonra dişçime “Şu çarpık dişleri de bi halletsek” dedim. Saygıdeğer diş hekimim inceledi, “Tüh çok da güzelmiş, ben bunları yaparım ama sağlıklı dişlere yazık, kesmeyelim. Haftaya ortodontist gelecek sen ona bir görün” dedi. Neden haftaya dedi? Çünkü ortodontistin muayenehanesi Anadolu yakasında, ayda bir gelip bizim taraftaki hastalarını görüyor. Ben de zorunlu olmadıkça karşıya geçmem çünkü AYFAKİNHEYTİT!

Çeşitli aksilikler, unutkanlık ve ihmalkârlıklar sonucu Ekim’de ortodontistle görüştük, konuştuk, anlaştık; Kasım’da tellerim takılacak diye karar alındı. Buraya kadar bir sorun yokmuş gibi görünüyor. Amaaaa ben 28 yaşında kazık kadar kadınım. Zurnanın zırt dediği yer burası. Bunca yıl ihmal ettim aman o kadar da kötü değil, hepimiz medyanın dayattığı güzellik standartlarına uymak zorunda mıyız diye diye erteledim de o arada dişler iyice çarpıldı mı sana blog?

Fırlama görünüyor, çocuksu bir cazibe katıyor dediğimiz düzensiz diş dizilimi bir yaştan sonra sadece çirkin hale geliyor. Exhibit A: Ethan Hawke.

 
              Steve Buscemi?

Kristen Dunst sırada sana da geliyor, haberin olsun.

Kasım’da telleri taktırdıktan 2 gün sonra yurt dışına çıkmam gerekeceğinden gurbet elde sefil olmayayım, kaç senedir ihmal ediyorum birkaç günden daha bir şey çıkmaz diyerek dönünce ortodontistin muayenehanesine (Anadolu yakasında!) giderim dedim. Gitmedim tabii ki… Sonra Aralık ayı geldi çattı! Gittim tellerimi taktırdım. Şeffaf olduğu için aşağı yukarı 1 metre yakınıma girilmediği sürece görünmüyor. Ama yakından baktığımda ben cidden kötü göründüğünü düşünüyorum. Yaklaşık 2 yıl kadar da takmam gerekecekmiş.

 
                Seramik diş teli, Hollywood starlarının seçimi…

Aksi gibi telleri taktırdıktan 2 gün sonra Bursa’ya bir seminere gidip bir sürü yeni insanla tanıştım. Ağzımı açmamaya çalışarak kibar kibar güldüm. Zavallı küçük ağzım artık zor kapanıyor zaten.  İyi tarafından bakarsak da üst dudağım eski haline oranla bayağı dolgun görünüyor. Kötü tarafından bakarsak ekstra bakım gerektiriyor, eskisinden daha fazla kuruyup çatlıyor.

 
         Baldudak dial m for makeover (in her dreams)

Seminerden iki gün sonra da patronumun gidemeyeceği bir dernek yemeğini bana kakaladılar. Oturma düzeni patronum gelecekmiş gibi ayarlandığından sevdiceğim ve ben yurdumuzun önde gelen teknik üniversitelerinden birinden profesörler, dernek başkanları vb. ile birlikte oturduk. Onlara da kibar kibar gülmeye çalıştım eğri ağzımla. Çoğunun yaşı büyüktü, gözleri de iyi görmüyor olmalı diye düşünerek kendimi avuttum. Dekan, sevdiceğime sen kaç mezunuydun diye sordu. 2001’miş. Ama sevdiceğim oradan mezun değil. Neden sorduğunu da anlamadık zaten. Tonton bir hocanın eşi de bizi pek sevimli bulmuş, kısa bir sohbetin ardından onların da evlendiği zaman bizim evlendiğimiz yaşta olduklarını öğrendik. Başka da ortak noktamız yoktur sanırım. Kadın mikrobiyoloji, adam elektronik profesörü. Tahminen 70’li yaşlardalar. Biz 20’lerin sonundayız; benim radyo tv sinema yüksek lisansım 4 yıl sürdü, sevdiceğim yüksek okul üstüne 5-6 yılda açık öğretim işletme bitirebildi.

Aynı hafta iki tane de röportaj yaptım. Tane tane konuşmaya özen gösterdim. Kimsenin üstüne tükürmeden alnımın akıyla haftayı kapattım.

                           Biri beni durdursun

Sonraki hafta da sevdiceğimin bir iş arkadaşının doğum günü partisine ve koordinatörümle sektörel bir derneğin yılbaşı yemeğine gittim. Yine yeni tanıştığım insanlar, yine kibar kibar gülümseme çabaları…
Bu kadar eziyet yetmezmiş gibi yemek yerken zorlanıyorum da… Hiçbir şeyi ısıramıyorum ve her şeyi küçük parçalara bölerek yiyebiliyorum. Abur cubur, çikolata, kola, kuruyemiş vs. yiyemediğim için 1 haftada 3 kilo verdim hala da geri almadım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder